“Dil, insanları birbirine yaklaştıran ya da birbirinden uzaklaştıran bir güçtür.”
Hayata ilk başlarken ve ilkokul sıralarına adım atıldığında öğretilen ilk şeylerden biri beş duyu organıydı. Neydi bunlar? Dil, Göz, Kulak, Burun ve Deri. Herkes bu beş duyu organını ezbere sayabiliyorduk. Ancak yıllar geçtikçe, bu organların hayattaki gerçek önemini düşünmek çoğu zaman unutuldu.
Bugün ise bunlardan sadece biri, dil üzerine konuşmak gerekiyor.
Çünkü dil yalnızca tat almayı sağlayan biyolojik bir organ değildir. Aynı zamanda düşünceleri, duyguları ve karakteri dış dünyaya yansıtan en güçlü araçlardan biridir. Bir teşekkür, bir özür, bir iltifat ya da bir teselli… Hepsi dilden çıkan birkaç kelimeyle hayat bulur. Bazen bir insanın gününü güzelleştiren de odur, bazen yıllarca unutulmayacak bir kırgınlığa sebep olan da…
İşte bu yüzden bugün biraz dilin gücünden, kelimelerin etkisinden ve onların nasıl kullanıldığından bahsetmek önem taşıyor.
Kendini Doğru İfade Etmek Bir Zanaattır
İhtiyaçların, isteklerin bildirildiği ve insanın kendisini bütünüyle ifade edebildiği en temel alan dildir. Doğru ifade edebilmek, hisleri net aktarabilmek ve düşünceleri dolandırmadan söyleyebilmek dilin gücüyle, yani kelime dağarcığı ve ifade gücüyle ilgilidir. Kendini doğru ifade etmek isteyen insan, dilini etkili kullanmayı öğrenmelidir.
Yanlış Alanda Kullanılan Güç: Canı ve Ruhları Yaralamak
Ancak bu gücün nerede ve nasıl kullanıldığı her şeyi değiştirir. Eğer dil doğru yerde ve doğru amaçla kullanılmazsa, karşıdaki insanın duyguları, düşünceleri ve hissiyatı derinden yaralanabilir. Fiziksel bir can alınmaz belki ama kötü sözlerle, hoyrat bir üslupla ve yanlış zamanlamayla bir insanın yaşama sevinci, insanlara olan güveni ve hatta empati kurma isteği zedelenebilir.
Oysa dil güzel ve yerinde kullanıldığında, atasözünde de söylendiği gibi, “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” Güzel sözlerle insanlar ikna edilebilir, motive edilebilir ve kırılan gönüller onarılabilir. Ama aynı güç öfkeyle bilendiğinde, karşıdakini tahrik etmek ve incitmek için tehlikeli bir araca dönüşür.
Nezaketi Kaybetmek ve Üslubu Körleştirmek
Peki, dil bu kadar güzelken, bu kadar harika şeylere vesile olabilme potansiyeli varken neden neden bazen ısrarla hırpalayıcı bir şekilde kullanılır?
Üslup kabalaştığında, nezaket kaybedilip emir kiplerine sığınıldığında kelimelerle ilişkilere zarar verilir.
“Canım, rica etsem şunu bana verir misin?” demek varken, üslup sertleştirilip “Onu getir bana!” denildiğinde o güzelim iletişim ne kadar çirkinleşiyor, değil mi? Kaba üslup, her zaman ilişkileri ve ruhları zedeler.
Küfürlü Konuşmak: Dilimizi Lüzumsuz Kelimelerle Yormak
Dilde bu kadar güzel sözler varken neden küfürlü konuşulur ki?
Üstelik küfürlü ve argolu cümlelere dikkat edildiğinde, çoğu zaman gereğinden fazla kelime kullanıldığı görülür. Sırf öfkeyi kusmak için ifade hantallaştırılır, lüzumsuz kelimeler kullanarak hem zihin hem de dil boş yere yorulur.
Temiz, az ve öz kelimelerle anlatılabilecek bir şey, koskoca bir kelime kalabalığının arkasına saklanır.
Boş Sözlerle “Gürültü” Çıkarmak
İnsanın dilini boş sözlerle ve lüzumsuz kelimelerle harcaması da iletişimi köreltir.
Özellikle tartışmalar sırasında bu sık yapılır. Konuyla ilgisi olmayan olaylar, geçmiş meseleler ve başka insanlar konuşmanın içine katılır. Oysa insan ne kadar çok gereksiz detayın arkasına saklanırsa, anlatmak istediği asıl düşünce o kadar kaybolur.
Bir noktadan sonra karşı tarafa sadece anlamsız bir ses uğultusu ulaşır. Bu uğultu ise mesajı iletmez; yalnızca rahatsızlık verir.
“Beni Neden Duymuyor?” Demeden Önce
İletişimde en büyük ikna gücü tatlı dildir. İnsanlarla güzel bir sözle, “canımla, gülümle” muhabbet edildiğinde çok daha etkili sonuçlar alınır.
Ama ters konuşulduğunda, küfürlü ve argo kelimelere sığınıldığında, karşıdaki insan tahrik edildiğinde o insan o şeyi yapacaksa bile yapmaz.
Sonra da dönüp dert yanılır:
“Bu insan beni neden dinlemiyor? Beni neden duymuyor, neden anlamıyor? Neden benim isteklerime karşılık vermiyor?”
Sorunun cevabı çoğu zaman kendi üslubunda saklıdır.
En Güzel Çözüm: İletişimi Doğru Zamana Ertelemek
Tabii ki insanız; bazen hayatın akışı içinde birileriyle tartışmak ve o anın getirdiği yükle rahatlamak ihtiyacı hissedilebilir. Bu çok doğaldır.
Ancak karşıdaki insanın o an anlamadığı fark edildiğinde; yapılacak şey daha çok bağırmak ya da daha çok konuşarak gürültüyü büyütmek değildir.
Böyle anlarda karşı tarafa olgunlukla şu söylenebilir:
“Şu anda biz bu konuyu çözemeyeceğiz. Daha sakin bir zamanda konuşmak için bunu erteleyelim.”
İşte bu yöntem seçildiğinde ne kırılırız ne de kırarız. İnsan kendine biraz zaman tanıdığında, sakinleşen zihnile kendisini çok daha güzel, net ve asil bir şekilde ifade etme şansı bulur.
Net Olun ve Noktayı Koyun
Kişisel gelişimin en önemli adımlarından biri, kelime tasarrufu yapmayı, üslup inceliğini ve bu gücü doğru yerde kullanmayı öğrenmektir.
Ne ifade etmek isteniyorsa o söylenmeli ve nokta konulmalıdır. Hem dil yorulmaz hem de karşı tarafa verilmek istenen mesaj daha net ulaştırılır.
Kaba davranıp ilişkileri zedelemeyin. Bırakın sözler her zaman net, asil ve tam yerinde kalsın.
Hayatta dilin yerini ve sorumluluğunu düşünürken onu aslında bir mutfak bıçağına benzetebiliriz. Bıçak da günlük yaşamda çok gerekli, hayatı kolaylaştıran bir gereçtir; ancak yanlış ellerde ve yanlış bir amaçla kullanıldığında kolayca can alabilir. Dil de böyledir; insanları birbirine yakınlaştırmak için verilen bu güç, dikkat edilmediğinde ruhları birbirinden uzaklaştırabilir.
Yasemin Kafadar