Gerçek Güç: Sessizce Ayakta Kalabilmek
Bazen öyle bir hâlde hissedersin ki; kendine dair tüm değer duygun bir anda silinmiş gibi gelir. Sesin yankılanmaz, güvenliğin sarsılır; sanki varlığın bile başkalarının onayına, bir çift gözün bakışına veya bir dudağın arasından çıkacak söze bağlıdır. İnsanların dışarıdan bakınca gördüğü o “güçlü” imajın altında, aslında ne kadar kırılgan olduğunu fark ettiğin o sarsıcı an gelir çatar. Ve insan, en çok da o anlarda kendini, geçmişini ve yeterliliğini sorgular.
Güç, Gürültü Çıkarmak Değildir
Ama burada durup derin bir soluklanmak gerekir. Bir şeyi yeniden hatırlama vaktidir: Güç, yüksek sesle konuşmak değildir. Güç, her şeyi her an kontrol altında tutmak, her kavgadan galip çıkmak ya da her zaman dimdik durmak da değildir. Bazen gerçek güç; kimseye anlatamadığın o derin acıları tek başına atlatabilmektir. Kimse görmediğinde verdiğin o içsel savaşı kaybetmemektir. Bazen sadece nefes almaya devam etmek, sadece hayatta kalmaktır.
Belki şu an, “Buradan çıkamam, bu yük çok ağır” dediğin bir dönemden geçiyorsun. Kendini zayıf, yalnız ya da değersiz hissediyor olabilirsin. İşte tam bu noktada, omuzlarındaki yükü bir anlığına yere bırak ve hayatın sana gerçekte ne anlatmak istediğine odaklan. Çünkü hayatın garip bir yasası vardır: Bazen hayat, sana yeni bir şey vermeden önce, eskiyen her şeyi elinden alır.
Zihnin Dokunulmaz Kalesi
İnsanlar sana ihanet edebilir, seni küçümseyebilir, hatta seni sessizce hayatlarından silmeye çalışabilirler. Ancak yüzyıllar öncesinden bugüne yankılanan o iyileştirici bilgeliği hatırla: “Başına ne geldiği değil, buna nasıl tepki verdiğin önemlidir.” Dış dünya fırtınalı olabilir ama zihnin senin tek dokunulmaz kalendir. Gerçek güç tam da burada, o kaleyi korumakta ve başına gelenlere verdiğin karşılığı yönetmekte başlar.
Başkalarının sana ne yaptığını, seni nasıl gördüğünü kontrol edemezsin. Ama o küllerden nasıl yükseleceğini, o yaradan nasıl bir bilgelik çıkaracağını sen belirlersin. Hayat seni yere serebilir; bu hayatın bir cilvesidir. Ama orada kalıp kalmayacağına, çamura bakıp hayıflanacağına mı yoksa gökyüzüne bakıp doğrulacağına mı sadece sen karar verirsin. Sessizliğin bir zayıflık değil, aslında yeni bir derlenip toparlanma alanı olduğunu fark ettiğinde dünyan değişir.
Hak Ettiklerin İçin Bir Adım At
Gerçek şu ki; sen sadece var olduğun için saygıyı hak ediyorsun. İçsel huzuru, dinginliği ve seni yıkan her türlü duygusal yükten uzaklaşmayı hak ediyorsun. Başkaları ne kadar gölgelemeye çalışırsa çalışsın, kendi ışığını önce senin görmen gerekir. Kendi değerini bir başkasının insafına bırakmak, ruhunu emanet vermektir. O emaneti geri al.
Bu satırlar sana bir şeyler hissettirdiyse, yeniden umut etmeye yüreklilik göster. Bugün hemen ayağa kalkıp koşmak zorunda değilsin; bazen sadece durduğun yerde devam etme istenci göstermek yeterlidir.
Bu duyguyu, bu içsel uyanışı kendine saklama. Belki şu an bir başkası, tam da bugün, tam da bu saatte bu kelimelere ihtiyaç duyuyordur. Paylaş ki; sessizce ayakta kalmaya çalışan bir başkasına “yalnız değilsin” diyebilelim. Çünkü güç paylaştıkça, umut ise bulaştıkça büyür.
Yasemin Kafadar

Bu yazı gücü yeniden tanımlıyor.
Gürültüde değil, sessizce hayatta kalabilme becerisinde olduğunu hatırlatıyor.
En etkileyici yanı; okuru ayağa kaldırmaya zorlamadan, bulunduğu yerde nefes almasına izin vermesi.
Bazen ‘devam ediyorum’ diyebilmenin bile ne kadar büyük bir güç olduğunu çok güzel anlatıyor.