Yarım Asrın Sessiz İmzası: Hayalleri Ertelememek Üzerine

Bu yıl elli oluyorum. 1976 doğumluyum ve şöyle bir arkama dönüp baktığımda düşünüyorum; tam yarım asır bitmiş. Sayıya bakınca devasa bir dağ gibi görünüyor ama ruhuma baktığımda kendimi hiç o yaşın ağırlığında hissetmiyorum. Yine de zamanın geçtiğini hatırlatan o küçük ama sarsıcı işaretler var. İnsan bazen yaşlandığını aynalardan değil, hayatın en basit ayrıntılarından anlıyor.

Eskiden, televizyonun o cılız ışığında bile iğneye ipliği tek seferde, hiç zorlanmadan saplardım. Şimdiyse gözlüğüm yanımda değilse ne okuyabiliyorum ne yazabiliyorum ne de bir örgüye başlayabiliyorum. İşte o an, o iğne deliğinden geçmeyen iplikte anlıyorum yarım asrın gerçekten bittiğini. Zaman, biz fark etmesek de büyük bir sessizlikle akıp gidiyor. Dönüp baktığımda sanki hem hiçbir şey yapmamış gibiyim hem de koca bir ömrü omuzlarımda taşımışım gibi… Ama bildiğim tek bir gerçek var: Daha yapacak çok işim, anlatacak çok hikâyem var.

Bu blogda yazıyorum ki, sizlere küçük bir ilham, bir uyanış olsun. Çünkü çoğumuz hayatı sanki yedek kulübesindeymişiz gibi erteliyoruz. Benim de hâlâ gerçekleşmesini beklediğim, uykularımı kaçıran hayallerim var; kendi kitabımı raflarda görmek, yazdığım bir senaryonun o dev sinema perdesinde hayat bulduğunu izlemek gibi… Peki, neden erteliyoruz bu hayalleri? Zamanın bize ne kadar daha eşlik edeceğini bilmezken, en saf beklentilerimizi neden hep o belirsiz “yarınlara” hapsediyoruz?

Sessizliğin Altındaki Gizli Güç

Hayatın bu evresinde şunu çok iyi anladım: Bir şeyler başarmak için en yüksek sesle bağıran kişi olmanız gerekmiyor. Bazı insanlar benim bu dinginliğimi, sessizliğimi bir zayıflık; gösterdiğim sabrı ise bir boyun eğme olarak yorumluyor olabilir. Varsın öyle yorumlasınlar. Gerçek şu ki; odadaki en güçlü kişi olmak için gürültü çıkarmak zorunda değilsiniz. Bazen sadece atılan bir imzanın sahibi olmak, binlerce boş kelimeden ve bağırtıdan daha değerlidir.

Sessiz olanları asla küçümsemeyin. Onlar, dışarıya yansıyan gürültüyle değil, içlerindeki o sessiz “dahi” ile konuşurlar. Hayatın “küçük yazılarını” okumayı öğrenmek lazım; çünkü asıl hakikatler, herkesin göz ardı ettiği o ince satırlarda, o kimsenin duymadığı sessiz kararlarda gizlidir. Ben de şimdi o küçük yazıları, kendi hayatımın senaryosunu yeniden, bu sefer daha dikkatli okuyorum.

Zamanın Akışı Durmuyor: Hayallerini Gerçekleştirmeye Var mısın?

Zaman çok çabuk geçiyor ve hayatın o büyük çarkı biz dursak da dönmeye devam ediyor. 50 yaş bir bitiş ya da yolun sonu değil; aksine ne istediğini bilen, hatalarından ders çıkarmış bir ruhun en olgun başlangıcıdır. Eskiden gözü kapalı yaptığımız işleri şimdi gözlükle yapıyor olabiliriz ama artık hayatı eskisine göre çok daha net ve berrak görüyoruz. Ruhun görmesi için bazen gözlerin yorulması gerekiyormuş, bunu anladım.

Sessizce biriktirdiğimiz sabır, artık bir “imzaya” dönüşme vaktinin geldiğini fısıldıyor. Küçümsediğiniz ya da “artık geçti” dediğiniz insanların içindeki o devasa cevheri göremezsiniz. Ben bugün, o yarım asrın getirdiği bilgelikle kalemime her zamankinden daha sıkı sarılıyorum. Hayallerimi, toplumsal beklentilerin ve korkularımın önüne koyuyorum.

Siz de benimle birlikte bu akışa ayak uydurmaya, yarım bıraktığınız ne varsa onları gerçekleştirmeye var mısınız? Çünkü sonunda gerçekler her zaman ortaya çıkar ve o büyük imza, sadece ertelemekten vazgeçenlerindir.

Yasemin Kafadar

Jasminyazıyor

Hayatın gerçek duygularını savunan, kaybolan değerleri hatırlatmaya çalışan bir gözlemciyim. Görünür olmak uğruna unutulan mahremiyeti ve samimiyeti yazıya döküyorum. Çünkü bazı şeyler paylaşılmak için değil, yaşanmak içindir.

One thought on “Yarım Asrın Sessiz İmzası: Hayalleri Ertelememek Üzerine

  • Bu yazı, yaşın rakamdan ibaret olduğunu ama zamanın insanı sessizce yoğurduğunu çok güçlü bir dille anlatıyor. En çok da “iğne deliğinden geçmeyen iplik” metaforu kalbe dokunuyor; çünkü hepimizin bir yerinde, zamanı fark ettiğimiz o küçük anlar var. Gürültüsüz gücün, sabrın ve beklemenin aslında bir hazırlık olduğunu hatırlatıyor. Elli yaş bir kapanış değil; ne istediğini bilen bir ruhun kalemi eline alıp imzasını atmaya hazır olduğu en berrak başlangıç. Bu satırlar, “henüz geç değil” demiyor; tam zamanı diyor.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

Jasmin Yazıyor sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin