Erdem, en yalın tanımıyla; ahlaki olarak iyi olma durumu, doğruluk, dürüstlük ve kişilik sağlamlığıdır. Felsefi bakış açısıyla erdem, tek tek doğru davranışlardan oluşmaz; insanın nasıl biri olduğu ve nasıl bir kişilik inşa ettiğiyle ilgilidir.
Antik Yunan’dan (Arete) Günümüze Erdemin Anlamı
Antik Yunanlılar erdeme “Arete” (Aret\bar{e}) derlerdi. Onlara göre Arete, sadece iyi bir insan olmak değil, bir varlığın potansiyelini en üst düzeyde gerçekleştirerek “mükemmelliğe” ulaşmasıydı. Bu arayış, binlerce yıldır “iyi yaşam” düşüncesinin odağında yer almıştır:
- Sokrates erdemi bilgiyle bağdaştırır.
- Platon erdemi ruhun dengesi olarak görür.
- Aristoteles için erdem, aşırılıklar arasında bulunan orta yoldur; korkaklık ile gözü karalık arasındaki “cesaret” gibi.
- Stoacılara göre ise erdem; insanın denetleyemediği şeyleri bırakıp, denetleyebildiği tek şeye, yani kendi tutumuna ve kişiliğine odaklanmasıdır.
Kısacası erdem; bilmekle değil, bildiğini yaşamakla ilgilidir. Ama tanımlar bir yere kadar yeterlidir. Erdem neymiş, gelin bir de ustasından dinleyelim.
Uzak diyarlarda uzun yıllar eğitim alıp geri dönen bir öğrenci vardı. Gördükleri, öğrendikleri ve duyduklarıyla kendinden fazlaysıyla emindi. Her şeyi bildiğini sanıyor, ustasına bile yukarıdan bakıyordu. Sorular sormuyor, cevaplar veriyordu. Dinlemiyor, sürekli düzeltiyordu. Zihni bilgiyle doluydu ama alçakgönüllülükten uzaktı.
Onun için bilgi, bir olgunlaşma aracı değil; başkalarına karşı kuşanılmış bir üstünlük silahıydı. Bu kibrin gölgesi ustanın sabrını taşırdı. Usta anladı ki; öğrencinin zihni dolmuş ama kalbi boş kalmıştı. Ve dolmuş bir kaba, bir damla bile taze su eklenemezdi.
Usta bir gün sessizce ayağa kalktı.
“Ben gidiyorum,” dedi. “Benim seninle işim yok.”
Usta arkasını dönüp yürümeye başladı. Öğrenci önce şaşırdı, ne olduğunu anlayamadı. Sarsılmıştı. Hemen peşinden koştu. Usta durdu:
“Ne diye peşimden geliyorsun?”
Öğrenci başını eğdi, ilk kez sesi titriyordu:
“Kabul ediyorum ustam,” dedi. “Ukala davrandım. Bildiklerimle büyüklük tasladım. Kalbimin boşluğunu bilgilerimin süsüyle kapatmaya çalıştım. Bana kızdığın için gidiyorsun, biliyorum. Ama ne olur… Gitmeden önce bana bir şey söyle.”
Usta sustu. Bir anlık sessizlik, yıllara bedeldi. Sonra tek bir kelime dökülüverdi ağzından:
“Erdem.”
Öğrenci şaşırdı. “Erdem mi?”
“Evet,” dedi usta ve devam etti:
“Erdem, doğduğu zamanlarda kişisel bir sorun değildi. Siyasi yasalığın adıdır. Toplumsal düzeni ve kuralları korumak için yaratılmıştır. O çağlarda erdemli olmak, göklerin buyruğuna uymaktı.
Sonra zaman değişti. Bahar ve Sonbahar dönemlerinde erdem, kişisel terbiyeyi de içine aldı. İnsanın kendini dizginlemesi, ölçüyü bilmesi erdem sayıldı. Daha sonra ‘en yüksek erdem’ denilen şey ortaya çıktı. Ama tuhaftır; erdem, adıyla yüceltilirken içi boşaltıldı. Erdem, erdem adıyla erdemsizleşti. Çünkü insanlar erdemli görünmeyi, erdemli olmaya tercih ettiler.
Bugün ise erdem; sorumluluk, kişisel gelişim, ahlak ve duygudaşlık ile birlikte anılıyor.”
Öğrenci, söylenenleri tam kavrayamasa da başını salladı. Usta gülümsedi:
“Uzaklardan yeni gelmişsin, biraz toysun. Her şeyi hemen anlayamaman doğal. Ama şunu unutma: Hayatta ve insan ilişkilerinde erdemi temel alırsan, hiçbir işte yolun tamamen kapanmaz. Çünkü erdemli insan, girdiği her karanlıkta kendi ışığını yanında taşır.”
Öğrenci sordu:
“Erdemi temel almak, göklerin buyruğunu yerine getirmek midir?”
Usta güldü:
“Çok da anlayışsız sayılmazsın. Ama bil ki, bin kez anlatılsa insan yalnızca erdemi bilir. Erdemin anlamını bir anlık kavramak kolaydır. Onu bir ömür boyunca yaşamak ise, göğe tırmanmak kadar zordur.”
Öğrenci başını eğdi:
“Küçük bir işi bile baştan sona sürdürmek zorken, insan olarak davranış kurallarını korumak daha da zor. Elimden geleni yapacağım.”
Usta uzaklara baktı ve sözlerini şöyle tamamladı:
“Binlerce yıl yaşandı. Sayısız çağ değişimi görüldü. Sayısız insanın büyümesi ve gitmesi izlendi. Bir ömür… Hepsi yalnızca birer dersti.”
Belki de bu yüzden erdem, ulaşılan bir sonuç değil, hiç bitmeyen bir yolculuktur. Ve belki de bu yüzden, hayatta ve insan ilişkilerinde erdemi temel alanın yolu hiçbir zaman tamamen kapanmaz.
Yasemin Kafadar
Bu metin, bilginin değil karakterin insanı büyüttüğünü hatırlatıyor. Erdemin gösterilen bir süs değil, sessizce taşınan bir yük olduğunu söylüyor. Okuyunca insan şunu fark ediyor: “Oldum” dediğin an, aslında en uzağa düştüğün andır. Çünkü erdem, varılan bir yer değil; her gün yeniden yürünmesi gereken bir yoldur.
Kaleminize sağlık arkadaşım…