Bazen herkes hızla koştururken, sen bir adım geride durursun sanki. Dünya senden birkaç kare uzakta gibi… Ama kimse bilmez ki bu duruş, bir pes ediş değil, tam tersi bir hazırlık. Bir toparlanma, fırtına öncesi sessizlik gibi. Belki de en çetin savaşın, içinden sessizce akıp geçiyordur.
Kalmak… Gitmemek, vazgeçmemek… Bunların hepsi birer tercih. Belki yorgunluktan, belki de kırgınlıklardan sonra seçtiğin bir yol bu. Sen susarsın, çünkü artık çok iyi bilirsin: Sessizlik bazen her şeyden daha fazla şey anlatır.
Bir şeylerin değişeceğini hissediyorsun. İçinde bir yerden gelen o fısıltı, sana “Bekle, zaman geliyor” der. Büyük planların var senin; küçücük hayaller değil bunlar. Kalbini koyduğun, sevdiklerini içine kattığın, geleceğe dair umutlarla beslediğin planlar…
Sen, azimlisin. Biliyorum. Kendinle baş başa kaldığın o gecelerde “Dayan, çok az kaldı” dersin kendine. Çünkü sabrının bir gün seni hayal ettiğin yere taşıyacağını bilirsin.
Ve sen gülümsediğinde, sadece sen değil, çevrendeki herkes de içten içe ısınacak. Sen güçlüsün. Belki incindin ama asla dağılmadın. Zamanı geldiğinde, tıpkı bir çiçek gibi yeniden açacaksın. Hangi kıştan çıktığını ise kimse bilemeyecek