Gölgeleri Arkada Bırakıp Işığa Yürümek: Korkularla Yüzleşmek

Hayatınıza geçmişten gölgeler taşımayın, ışık taşıyın. Arkanızda kalan sokak belki bir zamanlar cehennem gibiydi… Ateşin sıcaklığı teninizi yakmış, kelimeler ruhunuzu kesmiş, sessizlik bile ağır gelmiş olabilir. Ama bugün o sokak, yalnızca sıcak bir kahvenin buharına karışıp yok olan silik bir anı olsun. Çünkü bazı anılar, sadece hatırladığımızda bile omuzlarımızı çökertecek kadar ağırdır; yine de bırakmayı öğrenmediğimiz sürece bizi yarınlara taşıyamazlar.

Öfkeyi değil, huzuru seçmenin ne demek olduğunu anlamak gerekir. İntikam, sandığımız gibi birini yok etmek değildir. Asıl intikam, kendini yeniden kurabilmek; biri seni yıktıysa o yıkıntıların üzerinde yeni bir hayat inşa edebilmektir. Affetmek ise yapılanı doğru görmek değildir. Affetmek, yaşananların artık ruhunu kirletmesine izin vermemektir. Bazen affetmek başkası için değil; sadece kendimiz için gereklidir.

Ama sadece geçmiş değil, korkular da insanın yoluna gölge düşürür. Korkular… Bazen küçücük başlarlar. Sonra biz fark etmeden büyür, büyür, büyürler. Bir bakmışız, içimizde koca bir dağ olmuşlar.
“Yapabilir miyim?” korkusu.
“Ya başaramazsam?” korkusu.
Bazen yapmaktan çok, korkmaktan yoruluruz.

Oysa çoğu korku dışarıdan gelmez. Kendi zihnimizde büyüttüğümüz gölgelerdir. Gerçek sorunlarımızın üzerine bir de bu gölgeleri eklediğimizde, kendimizi içinden çıkılmaz bir labirentin ortasında buluruz. İşte bu yüzden korkularla savaşmayı öğrenmek gerekir. Bir sorunu çözmek için nasıl adım atıyorsak, korkunun üzerine de öyle yürüyebilmeliyiz.

Korkuna şöyle söyleyebilmelisin:
“Sen benden güçlü değilsin.
Ben senden daha güçlüyüm.
Ben seni yenebilirim.”

Çünkü hayat çoğu zaman risk almaktır. Risk almadan büyüyemeyiz, değişemeyiz, ilerleyemeyiz. Korkunun bizi hapsetmesine izin verdiğimizde, aslında kendi potansiyelimizi de kilitlemiş oluruz. İnsan bazen kendine inandığında, hayat da ona inanmaya başlar.

Ve burada unutmamız gereken önemli bir gerçek vardır:
İnsanı en çok güçlendiren güven, başkalarına duyulan güven değil; kişinin kendine duyduğu güvendir.
Kendi ışığına, kendi yoluna, kendi değerine inanan biri dışarıdan gelen hiçbir şüpheyle sarsılmaz. Gerçek güç; başkalarını kontrol etmekten değil, kendi içsel sağlamlığını koruyabilmekten gelir. Kendine güvenen insanın adımı kararlıdır; korkuları bile ona güç katar.

Sokağın sıcak sarı ışıklarına doğru yürüyebilmek için, içimizde üşüyen yerleri geçmişte bırakmak gerekir. Geçmiş, yalnızca arkamızda küçülen bir gölge olmalıdır. Hayat bazen bizi öyle bir sarsar ki, bunun bir uyarı olduğunu ancak sonradan anlarız. Sarsar, çünkü uyandırmak ister. Acıtır, çünkü başka türlü fark edemeyiz. Korkutur, çünkü korku bazen yönümüzü kontrol etmemizi sağlar. Eğer hiç acıtmadan ilerleseydi, yanlış yöne gittiğimizi fark etmeden sonsuza kadar uyuklardık.

Hayatımızdaki fazlalıkları — ister yıllardır bir köşede duran eski eşyalar olsun, ister bize değer vermeden bizi tüketen insanlar — bırakmak için asla geç değildir. İnsan bazen sadece fiziksel değil, duygusal çöp biriktirdiğini de fark etmez. Birikir, birikir… sonra bir gün nefes almak zorlaşır. İşte o an bırakmayı öğrenmek gerekir. Bazen bir insanın yürümeyi öğrenmesi için elindeki değnekleri kırmak gerekir. Yardım ettiğimizi sanarken aslında onların adımlarını çaldığımızı anlamayız. Herkes kendi kaderinin yolcusudur.

Unutma: Cesaret, korkusuz olmak değildir.
Cesaret, korkuya rağmen yürümeye devam edebilmektir.

Ve unutmayalım: Kişi ancak kendine saygı duyduğu sürece başkalarından saygı bekleyebilir. İçindeki ışığı büyüten bir insanın önünde hiçbir gölge duramaz. Geçmiş de, korkular da, hayal kırıklıkları da… hepsi bir gün arkanızda küçülen birer gölgeye dönüşür.
Işığa yürüdükçe, gölgeler zaten hep arkada kalır.

Yasemin Kafadar

Jasminyazıyor

Hayatın gerçek duygularını savunan, kaybolan değerleri hatırlatmaya çalışan bir gözlemciyim. Görünür olmak uğruna unutulan mahremiyeti ve samimiyeti yazıya döküyorum. Çünkü bazı şeyler paylaşılmak için değil, yaşanmak içindir.

One thought on “Gölgeleri Arkada Bırakıp Işığa Yürümek: Korkularla Yüzleşmek

  • Kalbe dokunan bir metin…
    Her cümleniz, insanın kendi gölgesinden çıkıp kendi ışığını bulma yolculuğuna rehberlik ediyor. Geçmişi bir yük olarak değil, bir ders olarak görmeyi; korkularla savaşmayı değil, üstüne basarak yürümeyi hatırlatıyorsunuz. Affetmenin bir teslimiyet değil, özgürleşme olduğunu bu kadar sade ve güçlü anlatmak herkesin harcı değil.
    Bu yazıda en çok hissettiren şey, insanın kendi kendini inşa edebilme gücü. “Korkuya rağmen yürümek” dediğiniz o yer var ya… İşte orada gerçekten büyüyoruz. Okurken hem düşündüm hem de içimde bir güç duygusu uyandı.
    Yüreğinize sağlık Yasemin Hanım. Böyle içten, böyle ışık saçan bir yazı insanın gününü güzelleştiriyor.

    Yanıtla

msaitsabuncu için bir cevap yazınCevabı iptal et

Jasmin Yazıyor sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin