 Kadının Düşmanı Kadın mıdır?

​Toplumsal yaşamda derin bir yara olan ve sıklıkla kadın gruplarında dahi tartışmalara yol açan bir soru vardır: “Kadının düşmanı kadın mıdır?” Bu iddia, genellikle büyük bir tepkiyle karşılanır. Ancak kaynana-gelin çatışmalarından aldatma krizlerine kadar uzanan somut örnekler, bizi bu sorunun altında yatan haksız suçlama kültürünün ve gerçek sorumluluğun perdelenmesinin incelenmeye zorlar.

​Kuşaklararası Yük ve Aradaki Direk: Kaynana-Gelin Çemberi

​”Kadın düşmanlığı” argümanının ilk ve en geleneksel örneği, çoğu zaman kaynana-gelin ilişkisi üzerinden verilir. Kaynanalar, kendi geçmişlerinde yaşadığı zorlu deneyimleri bir otorite bayrağı gibi taşıyıp, yeni geline aynı baskıyı uygulamaya meyillidir.

​Asıl Sorun: Yuva Yıkan Kimdir?

​Kadınlar arasındaki “düşmanlık” algısının en keskinleştiği yer ise aldatma krizleridir. Bir erkek eşini aldattığında, evin içindeki tüm öfke ve acı genellikle erkeğe değil, “öteki kadına” yönelir. Ağır kelimelerle hedef gösterilen, “yuva yıkan” olarak etiketlenen hep odur.

​Bu çelişkinin temelinde, erkeği aklama ihtiyacı yatar. Aldatılan kadın, eşiyle yüzleşmek yerine dışarıdaki kadına saldırarak, kocasını “baştan çıkarılmış bir kurban” olarak görme kolaylığına kaçar.

  • Çatışmanın Kaynağı: Bu, duygusal bir alandaki yetki mücadelesidir ve ne kaynana ne de gelin, bu çatışmanın tek sorumlusu değildir.
  • Erkeğin Görevi: Çatışmanın çözümü ve sınırların belirlenmesi görevi oğul/eş olan erkeğe düşer. Erkeğin, aile içi dengeyi korumak, sınırları net çizmek ve evlilik biriminin öncelikli olduğunu kararlılıkla göstermek yükümlülüğü vardır. Bu görevi yerine getirmediği takdirde, kararsızlığı iki kadının birbirine düşmesine zemin hazırlar.

Netleştirelim: Yuva, diğer kadının varlığıyla sarsılmaz. Yuva, sorumluluk almaktan kaçınan erkeğin sadakatsizlik kararıyla sarsılır. Aldatma eyleminde ne mutsuz eş ne de sonradan hayata giren sevgili yuva yıkan olabilir. Yuva yıkan, evlilik sözüne ihanet ederek ilişkiyi bitirmek yerine onu kirletme kararı alan erkeğin kendisidir.

​Bu durumda, kadınların birbirlerini suçlaması, erkeğin asıl sorumluluğu üstlenmemesine olanak tanır.

​Erkeğin Çelişkili Beklentileri ve Sorumsuzluk

​Aldatma ilişkilerinde sıkça duyulan bir savunma vardır: “Onu ben mutlu edebilirim, karısı edemedi.”

​Evli bir kadın, ev hanımı olsun ya da çalışıyor olsun, birden fazla ağır rolü üstlenmek zorundadır: anne, eş, aşçı, temizlikçi ve ekonomist. Bu ağır yükler altında kadından, erkeğin beklediği kaygısız ve sürekli heyecanlı sevgili rolünü aynı anda sürdürmesi imkansızlaşır.

İkinci Kadının Yanılgısı: “Karısı onu mutlu edemiyor, ben ederim” diyen ikinci kadın şunu unutur: O kadının (eski eşin) sorumluluklarını ve yaşadığı yükü üzerine aldığında, o da kaçınılmaz olarak mutsuz eden eş olacaktır. Eğer bu sorumlulukları almak istemezse, bu sefer de sorumsuz ve beceriksiz olarak etiketlenecektir. Her iki durumda da suçlu görülen yine kadın olacaktır.

​Erkeğin hatası; eşinden hem tüm ağır rolleri üstlenmesini hem de sorumluluklardan arınmış sevgiliyi aynı anda talep etmesidir. Sorun, kadının yetersizliğinde değil, erkeğin doyumsuz, gerçekçi olmayan beklentilerinde ve sorumluluktan kaçışında yatar.

​Kadın Dayanışmasının Yargılamaya Dönüşmesi

​Bu konunun kaynanalarla başladığı düşünüldüğünde, kadınların birbirleriyle olan ilişkilerinde empati ve destek yerine, ne kadar kolay düşmanlığa ve yargılamaya kayabildiği görülüyor.

  • Ortak Yükün Reddi: Kadınlar olarak hepimiz, ağır ve görünmez emek yükünün ne demek olduğunu biliyoruz. Ancak bir aldatma durumunda, bu ortak anlayış anında silinir. Aldatılan kadın, diğer kadının da bir sistemin kurbanı olabileceği gerçeğini görmezden gelir.
  • Ahlakçı Yüksek Konum: Aldatılan eş, duygusal acısını haklı bir ahlaki üstünlük pozisyonuna çevirir. Bu, onu kendi eşinin hatasıyla yüzleşmekten alıkoyarken, diğer kadını tamamen aşağılık bir konuma iter.
  • Sistem Sürdürücüsü: Kadınlar birbirini acımasızca yargıladıkça ve suçladıkça, erkeklerin sorumluluktan kaçma mekanizması güçlenir. Çünkü tartışma ve suçlama daima iki kadın arasında kalmış olur. Kadın dayanışmasının eksikliği, toplumsal cinsiyet rollerinin adil olmayan yükünü sürdürmektedir.

​Sonuç: Düşmanımız Haksız Roller ve Eşitsizliktir

​Başlangıçtaki soruya dönersek; Hayır, kadının düşmanı kadın değildir. Düşmanımız, kadınların birbirine düşürülmesini sağlayan toplumsal roller ve sorumluluk almaktan kaçınan zihniyettir.

​Bu döngüyü kırmanın yolu, kadınların birbirlerini rakip olarak görmek yerine, bu haksız beklentilere karşı dayanışma göstermesinden ve asıl sorumluluğun kime ait olduğunu net bir şekilde ortaya koymasından geçer.

Unutmayın: Sen bir bireysin. Sen gelecekte anne olacaksın, gelecek nesli yetiştireceksin. Bu dünyaya erkeğin cinsel isteklerini ve genel ihtiyaçlarını karşılamaya gelmedin.

​OKUYUCUYA VURUCU NOTLAR:

  • Aldatılan Güzelim: Senin düşmanın diğer kadın değil, o kadına giden kocandır.
  • Diğer Kadın: Bugün karısını beğenmeyip sana gelen, yarın da seni beğenmeyip başkasına gider.
  • Sevgili Gelin Hanım: Kaynana, senin eşini dünyaya getiren insandır. Senin annen nasıl değerliyse, onun annesi de ona değerlidir.
  • Sevgili Anneciğim (Kaynana): Unutma, bir zamanlar sen de gelindin. Oğlun bu karısını boşarsa, yerine başka bir kadını getirir. Lütfen gelini el kızı olarak değil, oğlunuzun hayat arkadaşı olarak görün.
  • Sevgili Erkekler: Bütün sorumluluğu kadınlara yüklemeyi bırakın. Lütfen siz de aynaya bakın ve görevlerinizi sorgulayın.

Yasemin Kafadar

Jasminyazıyor

Hayatın gerçek duygularını savunan, kaybolan değerleri hatırlatmaya çalışan bir gözlemciyim. Görünür olmak uğruna unutulan mahremiyeti ve samimiyeti yazıya döküyorum. Çünkü bazı şeyler paylaşılmak için değil, yaşanmak içindir.

One thought on “ Kadının Düşmanı Kadın mıdır?

  • Yasemin Hanım, yazınız derin bir anlayış ve empatiyle yazılmış, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair önemli bir farkındalık yaratıyor. Gerçekten de, kadınlar arasındaki çatışmaların çoğu zaman toplumsal rollerin ve beklentilerin sonucu olduğunu vurgulamanız çok yerinde. Aldatma gibi krizlerde kadının sorumluluğunun yalnızca diğer kadınlara yüklenmesi, aslında erkeğin sorumluluklardan kaçmasını sağlıyor ve bu da toplumun yapısını olumsuz etkiliyor.

    Kadın dayanışmasının eksikliği, kadınları birbirlerine düşürmek yerine, aslında tüm toplumsal sistemin sorunlu yönlerini ortaya koyuyor. Yine de, kadınların birbirini anlaması ve empati göstermesi gerektiği fikriniz çok güçlü. Özellikle “Sen bir bireysin” vurgusu, her kadının kendi değerine sahip çıkması gerektiğini hatırlatıyor. Bu düşünce, sadece bireysel düzeyde değil, toplumsal düzeyde de büyük bir değişim için çağrıda bulunuyor.

    Yazınızda dikkat çektiğiniz önemli noktalardan biri de, kadınların birbirlerine düşman olarak bakmak yerine, eşitsizliğe karşı birlikte hareket etmelerinin önemi. Kadınların birbirlerine rakip değil, dayanışma içinde olmaları gerektiği mesajınız, toplumdaki cinsiyetçi tutumları yıkmak için bir adım daha atmamız gerektiğini hatırlatıyor.

    Çok değerli bir yazı olmuş, teşekkürler!

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

Jasmin Yazıyor sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin