Adaletin Sembolü Kadınken, Adalet Kadına Neden İşlemiyor?
Mitolojiye göre Themis, adaletin ve düzenin tanrıçasıdır.
Gökyüzü Tanrısı Uranüs ile Toprak Ana Gaia’nın kızıdır.
Yani gökle yerin, güçle doğanın birleşiminden doğmuştur.
Elinde bir terazi tutar, gözleri kapalıdır.
Bu, adaletin gözü görmese bile doğruyu tartabileceğini simgeler.
Mitolojik çağlarda kadının anlatımı, onun sahip olduğu değeri yansıtır.
Themis’in kadın olması, basitçe onun mitolojideki kimliği olmasının yanı sıra,
adaletin gerektirdiği bağımsızlık, saflık, bilgelik ve sürekli kendini yenileme
gibi soyut nitelikleri somutlaştıran güçlü bir sembol olarak kabul edilmesinden kaynaklanır.
Tanrılar bile adaleti kadına vermişler.
Çünkü kadın, gözü kapalı olsa bile kalbiyle görebilen tek varlıktır.
Vicdanı, sezgisi ve sevgisiyle doğruyu hisseder.
Ama ne ironidir ki,
adaletin sembolü kadınken,
adalet kadına hâlâ işlemiyor.
Bir de bize soruyorlar:
“Neyiniz eksik?”
Biz de cevap veriyoruz:
Saygımız eksik.
Kadın sabah işe gidiyor, akşam eve dönüyor.
Kapının ardında ikinci bir mesai daha bekliyor onu.
Yemek, çamaşır, ödev, alışveriş, çocuk…
Her gün bir döngü, her gün aynı mücadele.
Oysa biz sadece çalışan değiliz;
hayatı taşıyan, düzeni kuran, dengeyi sağlayan insanlarız.
Ama maaş bordrosunda bunların hiçbiri yazmıyor.
Aynı işi yapıyoruz, ama erkek meslektaşlarımız bizden fazla maaş alıyor.
Eğer bu farkı sistem çözemiyorsa,
eşler çözsün.
Eğer devlet kadının ikinci mesaisini görmüyorsa,
kocalar görsün.
Evdeki kadın emeği görev değil,
ücretsiz bir iştir.
Bir temizlikçiye, bir bakıcıya, bir aşçıya maaş veriliyor,
ama aynı işleri yapan kadına sadece
“zaten senin görevin” deniyor.
Şimdi erkek okuyucularımız diyecek ki:
“Biz zaten parayı eve veriyoruz.”
Ama siz kadına değil, eve veriyorsunuz.
O para mutfağa gidiyor, çocuğun defterine, deterjana gidiyor.
Kadın o parayı kendine değil,
sizin hayatınızı sürdürebilmeniz için harcıyor.
Peki soralım o zaman:
Yardımcınıza ev için alışveriş yapması için para verdiğinizde,
o parayı maaşından mı kesiyorsunuz?
Hayır, çünkü o yaptığı işin karşılığını zaten alıyor.
Evin ihtiyaçlarını almak onun görevi değil,
o işi yaptığı için bir ücret kazanıyor.
Peki o zaman, aynı işleri karşılıksız yapan eşinizin hakkını neden yok sayıyorsunuz?
Bakın, kadın olmak erkek gibi olmak değildir.
Talep edilen şey erkekle rekabet değil,
kadın olarak varlığın, sezgin ve aklın tanınmasıdır.
Evet, kadın olduğumuz için dışlanmak istemiyoruz.
“Onun orada ne işi var?” densin istemiyoruz.
“Görevi evde oturup çocuğuna bakmak, evini temizlemek,
yemeğini yapmak, bulaşık yıkamak” olsun istemiyoruz.
Evleninceye kadar annemizi, babamızı, kardeşimizi;
evlendikten sonra da eşimizi, çocuğumuzu, evimizi düşünürüz —
elbette düşünürüz, kadınız.
Ama bunların bizim görevimiz olarak görülmesini istemiyoruz.
Bizim de ihtiyaçlarımız bilinsin.
Bizim de yorulacağımız, düşüneceğimiz, bazen susacağımız,
bazen sadece dinlenmek isteyeceğimiz anlarımız olsun.
Bizim de insan olduğumuz unutulmasın.
Son zamanlarda bir de bize bunu öğrettiler: “Çocuk da yaparım, kariyer de.”
Yani bize diyorlar ki; kendin olma da, ne olursan ol.
Biz eşitlik istemiyoruz. Biz “Biz de Varız” diyoruz.
Bu cümlenin arkasındaki gerçek, biyolojik ve varoluşsal bir gerçektir:
Nasıl bir kadın, bir erkek sperm olmadan anne olamıyorsa,
bir erkek de bir kadın vücudu olmadan baba olamıyor.
Biz hiçbir yerde eşit değiliz; ne zeka, ne akıl ne de fiziksel olarak.
Bizim eşit olmamız gerekmiyor ki!
Talep, erkekle aynı olmak, onu taklit etmek veya onunla rekabet etmek değildir.
Talep, kadın olarak bireyselliğin ve varoluşun tamamının kabul edilmesidir.
Bir kadın olarak, sizin yaptıklarınızı yapabiliriz; yapamadıklarınızı da yapabiliriz.
Siz de bizim yaptıklarımızı yapabilirsiniz; yapamadıklarımızı da yapabilirsiniz.
Mesele yarışmak değil: Biz sizi birey olarak kabul ediyoruz;
sizden de bizi birey olarak kabul etmenizi istiyoruz.
Bizi bir kalıba, bir role — hele ki bir robota — indirgemeyin.
Önemli olan, kadın ve erkek olarak sahip olduğumuz doğal farklılıklarımızı
rekabet unsuru değil, tamamlayıcılık unsuru olarak görmektir.
Sağlıklı bir toplum ve ilişki, tarafların birbirine eşit olduğunu iddia etmesinden değil,
birbirinin tekil varlığını kabul etmesinden ve farklılıklarına rağmen saygı duymasından geçer.
Bize eşit olmanız gerekmiyor. Sadece, varlığımızı kabul edin.
Biz kadınız.
Dokunduğumuz yeri güzelleştiririz,
dokunduğumuz yeri değiştiririz.
Bizim olduğumuz yer yenilenir,
aydınlanır, canlanır.
✍️ Yasemin Kafadar