Yine de Kutlu Olsun: 23 Nisan

​Tarihin tozlu ve kanlı sayfalarına bakıyorum; büyük savaşlar, yıkımlar, bitmek bilmeyen çocuk feryatları… İnsanlık, İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı o büyük enkazın ardından ancak 1946 yılında çocukları korumak adına UNICEF’i kurabildi. Savaşın çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisini küresel çapta ancak o zaman itiraf edebildiler.

​Oysa biz, onlardan çok daha önce, 1920’de, henüz kendi yaralarımızı sararken umudumuzu çocuklara bağlamıştık. Mustafa Kemal Atatürk; o yorgun insanların tek yaşama sebebi ve geleceğin tek ışığı olarak gördüğü evlatlarımıza bu bayramı hediye ederken, savaşın soğuk anılarını ve büyük kayıpları bugün bizim ve tüm dünya çocukları için bir barış bayramına dönüştürmüştü. O, çocukları sadece birer birey değil, küllerinden doğan bir milletin en kıymetli hazinesi olarak görmüştü.

​Benim dönemimdeki 23 Nisanlar böyle değildi; o günler bambaşka bir ruhla yaşanırdı. Sadece bizim bayramımız değildi bu; uluslararası bir kucaklaşmaydı. Dünyanın dört bir yanından misafir çocuklar gelirdi evlerimize. Annelerimiz onları kendi evladı gibi bağrına basar, sofralar kurulur, diller farklı olsa da çocuklar birbirine sarılarak kaynaşırdı. O zamanlar dünya gerçekten çocukların etrafında dönerdi, biz o masumiyetin kıymetini bilirdik. Şehirlerin sokakları sadece bayraklarla değil, o çocukların saf ve korkusuz neşesiyle süslenirdi.

Peki, bugün ne değişti de elimiz kutlama mesajlarına gitmez oldu?

​Bugün sosyal medyaya bakıyorum; her yer ışıl ışıl kutlama mesajlarıyla dolu. Ben de baktım, ben de özledim şöyle coşkulu bir mesaj paylaşmayı ama elim varmadı. Çünkü o “yorgun neslin umudu” olan çocuklarımız, bugün bu kadar imkanın içinde, bu kadar “modern” denilen dünyada göz göre göre heba oluyorlar.

​Hâlâ kanayan bir yaramız var ki, bakmaya yüzümüz yetmiyor: Bu devirde, bu çağda hâlâ küçücük yaşta evlendirilen kız çocuklarımız… Ellerine oyuncak yakışacak yaştayken, avuçlarına koca bir evin sorumluluğu ve “eş” olma yükü bırakılan evlatlarımız. Oyun oynaması gereken yaşta anne olmaya zorlanan, hayalleri bembeyaz gelinliklerin altına gömülen o sessiz çığlıklar varken ben hangi bayramdan bahsedeyim? Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmeden hayatın ağır yükü altında beli bükülen o kız çocuklarının çalınan gençliği, hepimizin ortak vebalidir.

​Daha geçen gün bir öğretmen ve sekiz çocuk, gencecik dokuz can toprağa verilmedi mi? Savaş bölgelerinde çocuklar; aslında toprağın üstünde koşturup oyun oynamaları gerekirken, toprağın altında uyuyorlar. En güzel uykularını yataklarında uyumaları gerekirken, vaktinden çok önce toprağa emanet ediliyorlar.

​2023 depreminin üzerinden geçen bunca zamana rağmen hâlâ “evladım nerede?” diye sayıklayan, bir mezar taşına bile razı olan ama o taşı bile bulamayan annelerin feryadı kulaklarımdayken hangi bayram şarkısını söyleyeyim? Bazı annelerin gidip ağlayabileceği bir mezarı bile yok… “Bir mezarı olsa da gitsem, toprağına dokunsam” diyen babalar varken dünya bize dar gelmiyor mu? Epstein gibi karanlık dünyalarda çocukluk onuru ayaklar altına alınırken, kendi yaşıtları tarafından canice hayattan koparılan evlatlarımızın haberiyle her gün sarsılırken, sanki her şey yolundaymış gibi davranmak canımı yakıyor.

​Küçük yaştaki çocuklar parmaklıklar arkasına itilirken, onları o suçlara sürükleyen asıl failler dışarıda serbestçe geziyor. El birliğiyle o güzel günlerin, o misafirperver sofraların, o kutsal emanetlerin değerini bilemedik. Çocuk kokusunun yerini keder, bayram neşesinin yerini derin bir mahcubiyet aldı.

​Atatürk’ün o günkü büyük vizyonuyla kurduğu “dünya çocukları kardeştir” hayalinin, bugünün dünyasında nasıl örselendiğini gördükçe yüreğim yanıyor. Biz çocukları koruyamadık, biz o eski sofraların samimiyetini elimizde tutamadık.

​İşte bu yüzden, içimdeki bu ağır yasla, boş kalan kucaklara duyduğum saygıyla ve koruyamadığımız her evlat için hissettiğim o büyük mahcubiyetle; sadece o masumiyetin hatırına ve bir gün gerçekten çocukların sadece çocuk kalabildiği bir dünya hayaliyle:

23 Nisan yine de kutlu olsun.

Yasemin Kafadar

Jasminyazıyor

Hayatın gerçek duygularını savunan, kaybolan değerleri hatırlatmaya çalışan bir gözlemciyim. Görünür olmak uğruna unutulan mahremiyeti ve samimiyeti yazıya döküyorum. Çünkü bazı şeyler paylaşılmak için değil, yaşanmak içindir.

Bir Cevap Yazın

Jasmin Yazıyor sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin