Hayat hızla akıp gidiyor.
Sense dur durak bilmeden, her gün daha fazlasını başarmak için çabalıyorsun.
Ama bir türlü o içten gelen, kalbinden yükselen “başardım” hissini yakalayamıyorsun.
Neden mi?
Çünkü belki de farkında olmadan, hâlâ birilerinin seni takdir etmesini, fark etmesini bekliyorsun
.

Bu beklenti seni yoruyor…
Enerjini tüketiyor…
Ve en kötüsü, gerçekten ne istediğini görememene neden oluyor.
Belki de artık başkalarının onayını değil, kendi onayını aramanın zamanı gelmiştir.
Kendi başarılarını kendi gözlerinle görmek…
Kendi çabalarını kendi kalbinle hissetmek…
Kendi değerini kendi iç sesinle kabul etmek…
İşte bu, gerçek başarının anahtarıdır.

Kırık bir kalbin sesi sessizdir…
Ama davranışlarında yankı bulur.
Bazen çevrene karşı olan tavırlarında,
bazen geceleri içine gömdüğün cümlelerde,
bazense sadece susuşunda…

Kimse görmez, kimse anlamaz.
Ama sen bilirsin.
O kırığın etrafında nasıl dikkatle yürüdüğünü…
Daha fazla dağılmasın diye, nasıl özenle sustuğunu…

Evet, zaman zaman kırılmışsın, incinmişsin.
Ama kalbin hâlâ atıyor.
Hâlâ sevgiye, güvene, iyiliğe açık.
Yaraların var, evet. Ama sen o yaraları inatla iyileştirmeye çalışanlardansın.

Kendine karşı nazik, başkalarına karşı ise hâlâ anlayışlısın.
Bu seni zayıf değil, dirençli yapar.
Sen, yaşadıklarını sindirebilen, kabullenebilen ve yeniden başlayabilen birisin.

Senin gibi kalbini koruyabilen insanlar, başkalarına da umut verir.
Ama unutma…
Her güçlü duruş, ardında biraz da bastırılmış acı taşır.

Yoluna devam et.
Kendini unutmadan, eksiklerini inkâr etmeden…
Başkalarının değil, kendi iç sesinin onayıyla…

Kırıklarınla değil…
Kırıklarını tamir ederek yaşa.
Ve unutma, senin en büyük destekçin…
Hep kendi içinde olmalı.

– Yasemin Kafadar