Ben hep arkadaşlara şunu önerirdim:
“Eğer dertleşecek, içinizi dökecek, derdinizi anlatacak, ya da söylemeye çekinip de söyleyemediğiniz, içinize atıp da içinizde dert ettiğiniz her ne varsa… bir kâğıda yazın. Bu kâğıdı ister yakın, isterseniz suya atın. Ama hiç değilse içinizden çıkmış olur. İçinizde kalmamış olur. Bir yerlere bir şekilde dökmüş olursunuz.”
Yazmak gerçekten güzel bir şey.
Bazen üzüldüğün şeyi yazarsın…
Bazen mutlu olduğun şeyi.
Bazen sadece bir not almak için kaleme sarılırsın.
Bazen güzel bir yazıyı görüp saklarsın.
Ben yazmayı da seviyorum, tıpkı okumayı sevdiğim gibi. Yazıyorum da…
Kimisini yırtıp atıyorum.
Kimisini “kalsın” diyorum.
Bazılarını yıllar sonra bir köşede buluyorum. Okuyorum.
“Ah o zaman böyle düşünüyormuşum…” diyorum.
“Şimdi ne değişti?”
“Ben ne oldum?”
Oturup onu düşünüyorum.
Bilmiyorum…
Ama şunu biliyorum: Yazmak güzel.
Çünkü bazen kendini kendine bile söyleyemediğin anlarda, bir kâğıt seni dinliyor.
Ve o zaman iyileşiyorsun.