Mayıs, baharın en coşkulu nefesiyle gelir. Toprak uyanır, çiçekler açar, içimizde yeni umutlar filizlenir. Hıdırellez, işte bu yeniden doğuşun, bereketin ve neşenin bayramıdır. Dilekler tutulur, ateşler yakılır, baharın tazeliği ruhumuzu sarar.
Ama Mayıs, aynı zamanda yüreklerimizde derin bir hüzün taşır. 6 Mayıs, genç yaşlarında hayata veda edenlerin, idealleri uğruna darağacına yürüyenlerin anma günüdür. Onların cesareti, kararlılığı ve umut dolu hayalleri belleğimizde hep taze kalır.
Belki de baharın tazeliğiyle kaybın acısı yan yanadır Mayıs’ta. Tıpkı hayat gibi… Umutla hüznün, neşeyle kederin iç içe geçtiği bir aydır. Ama ne olursa olsun, her iki günde de ortak bir şey vardır: direnç.
Doğa, kışın ardından nasıl yeniden canlanıyorsa; toplumsal mücadeleler de tüm baskılara rağmen devam eder. Kaybettiğimiz değerlerin anısını yaşatmak, onların ideallerine sahip çıkmak ve daha adil, daha eşit bir gelecek için mücadele etmek… İşte en büyük saygı budur.
Onların hayal ettiği Türkiye’de yaşamıyoruz belki… Ama başardıkları bir şey var: Bize unutturamadılar. Unutmayacağız. Çocuklarımız da tanıyacak onları.
Tıpkı 1 Mayıs’ta olduğu gibi, 6 Mayıs’ta da susmayanların, vazgeçmeyenlerin, umutlarını yitirmeyenlerin sesi olalım. Hıdırellez’in coşkusuyla geleceğe umutla bakalım; 6 Mayıs’ın acısıyla geçmişten ders çıkaralım.
Çünkü gerçek bahar, kimsenin ötekileştirilmediği, adaletin ve eşitliğin yeşerdiği o güzel günlerde saklıdır.
Deniz Gezmiş’in de söylediği gibi:
“Ben ne kapitalizmi, ne emperyalizmi, ne de onların uşaklarını sevdim. Hep ezilenin, halkın yanında oldum.”
“Biz de onun mirasını yaşatalım, onun gibi ezilenin ve halkın yanında olalım.”
Yasemin Kafadar