Narsisti Kendi Aynasında Görmek

Hayatta bazı gerçekleri kitaplardan okuyarak değil, her gün bizzat yaşayarak, deneyip yanılarak öğrenirsiniz. Hele ki hayatınızda sadece kendi istekleri, kendi kuralları ve kendi egosu etrafında dönen, dünyayı sadece kendi etrafında fırıl fırıl döndürmek isteyen bir insan varsa; o ilişki bir süre sonra insanı ruhsal olarak dibe çeken bir labirente dönüşebilir.

Bu insan hayatınızın her alanından çıkabilir; hayatı paylaştığınız eşiniz, her gün yüz yüze baktığınız bir iş arkadaşınız, yan dairenizdeki komşunuz ya da en güvendiğiniz, “en yakınım” dediğiniz bir dostunuz olabilir.

Bazı insanlar sizi sevmez; sizi yönetmek ister.

Biz buna bilimsel olarak narsisizm diyoruz ama halk arasındaki, hayatın tam göbeğindeki adı çok daha yalın: Aşırı, sınır tanımaz bir bencillik. İster kitabi terimlerle tanımlayın ister gündelik dille, günün sonunda karşılaştığınız şey aynı sarmaldır.

Ve bu zorlu yollardan geçmiş, o psikolojik savaşı kendi çabasıyla kazanmış bir insanın hayat tecrübeleri, bugün aynı bencil döngüde kaybolan pek çok kişiye çok net mesajlar veriyor.

İlk Adım: Önce Karşınızdaki İnsanın Ne ve Kim Olduğunu Öğrenin

Bir ilişkiye başlarken, bir iş ortamını ya da bir hayatı paylaşırken atılacak en büyük adım, karşınızdaki insanın gerçekte kim olduğunu, karakter kumaşının neyle dokunduğunu doğru çözmektir.

Kim olursa olsun, narsisizm ve aşırı bencillik unvan, makam veya yakınlık derecesi tanımaz. Eğer karşınızdaki insanın kim olduğunu, dünyaya ve insanlara nasıl baktığını erkenden teşhis edemezseniz, yanlış bir stratejiyle ömrünüzü tüketirsiniz.

Karşı tarafın sınır tanımaz yapısını, manipülasyon taktiklerini ve empati yoksunluğunu erkenden görmek, o dipsiz kuyuya düşmeden kendinize bir kalkan oluşturmanın ilk şartıdır.

Yanılgılar ve Gerçekler: “İyi Niyet Kredisi” Her Zaman İşe Yaramaz

Pek çok insan, bağları koparmamak, ortak hayatı, iş huzurunu ya da dostluğu kurtarmak için ilk başta çok insani, çok temiz bir mantıkla yola çıkar:

“Ben saygı gösterirsem o da sever, ben seversem o da saygı duyar; beni tam olarak tanıyınca, içimin temizliğini görünce her şey yoluna girer.”

Ancak bencil ve manipülatif yapılarda bu kural tam tersi işler. Siz alttan aldıkça, karşı taraf bunu bir “olgunluk” değil, bir “zayıflık ve mecburiyet” olarak görür.

Sizin o temiz sabrınızı, kendi sahte tahtını büyütmek için bir basamak yapar. Siz kendinizi sevdirmek veya kanıtlamak için daha çok çabaladıkça, o sizi daha çok “çantada keklik” görür. Ta ki siz bir gün o fedakârlıkların sonunda kendinizi duygusal olarak en dipte bulana kadar.

Eğer o dipten kendi çabanızla çıkmayı başarabilirseniz ne mutlu size… Ama o kuyudan zamanında çıkamazsanız, karşı tarafın telkinleriyle kendinizi sürekli yetersiz hissederek zamanla kendinizi hasta edersiniz. Siz sustukça ve çöktükçe, farkında olmadan sadece onun istediği kalıba girer, onun senaryosunu yerine getirirsiniz. İşin en acımasız tarafı ise şudur: Sizi kendi zehriyle tamamen tüketip istediği güce ve doyuma ulaştığında, ardında enkaz bırakarak kendine taze bir enerji, yeni bir kurban seçecektir.

Büyük Uyanış: Gücü Hatırlamak ve “Ayna” Olmak

İşte o dipten çıkış, insanın içindeki o hep var olan esas gücü hatırlamasıyla başlar.

Bir insanın kendi ruh sağlığını korumak için geliştirebileceği en büyük savunma mekanizması, karşı tarafa bir duvar ve bir ayna olmaktır.

Kendi içindeki stresi, huzursuzluğu ve hatayı taşıyamayıp hiç durduk yere etrafına patlayan, suçluluk faturasını hep en yakınına kesmeye çalışan bir insana karşı verilecek en güçlü cevap net bir duruştur:

“Sen benim yanlışlarımla uğraşacağına, önce dönüp kendi doğrularına bak. Ben bir aynayım; sen bana ne gösterirsen, benden onu alırsın.”

O suçluluk psikolojisi tuzağına düşmeyip, topu saniyesinde sahibine iade ettiğinizde, oyunun bütün kuralı değişir. Karşı taraf o çelikten sınıra çarptığında geri adım atmak zorunda kalır.

Dengeler Değişirken: Roller ve Sınırlar

Sürekli ilgiyle beslenmek isteyen, en ufak bir rahatsızlıkta spot ışıklarını üzerine çekip etrafında pervane olunmasını bekleyen birinin bu çocuksu nazlanma ve ilgiyle beslenme oyununu bozmanın yolu, yetişkin bir birey olarak kendi sorumluluklarını ona iade etmektir.

Kimsenin ebeveyni, her an hazırda bekleyen kurtarıcısı ya da duygusal süngeri olmak zorunda değilsiniz. Sorumlulukları sahibine iade etmek, suistimal edilmeye açık olan o yapay bağımlılığı kökünden keser.

Aynı durum sürekli kusur bulma, emeği beğenmeme halleri için de geçerlidir. Sunulan bir emeğe, ortaya konulan bir çabaya burun kıvıran birine:

“Senin için yapmadım, kendim için yaptım.”

diyerek konuyu kapatmak, onu beklediği o duygusal tartışma malzemesinden mahrum bırakır. Sonuçta, o sahte üstünlük çabasının arkasında, beğenmediğini iddia ettiği şeyi sessizce kabullenmek zorunda kalır.

Sonuç: “Deli Deliyi Görünce Değneğini Saklar”

Atalarımızın da dediği gibi; “Deli deliyi görünce değneğini saklar.”

Bu tarz bencil insanlar sadece alttan alan, korkan ve suçluluk hisseden kişilere karşı o manipülasyon değneğini sallarlar. Karşılarında geri adım atmayan, kendi değerinin farkında olan ve eyvallahı olmayan bir duruş gördükleri an, o değnek tıpış tıpış arkaya saklanır.

Çünkü narsisti ancak kendi yansıtma yöntemiyle çözebilirsiniz; o size hangi soğukluğu, hangi umursamazlığı gösteriyorsa, aynısını bir ayna gibi ona yansıtıp onu kendi davranışlarıyla baş başa bırakmak gerekir.

Yaşanan koca yılların ve ardından kurulan o bağımsız düzenin öğrettiği altın kural şudur: Karşınızdaki insanın kim olduğunu öğrendikten sonra, ya mesafe koyun (sınır çizin) ya da o ilişkiyi tamamen geride bırakın; asla “bir gün anlar, düzelir” diye beklemeyin.

Çünkü o boş beklenti, insanın kendi ömrünü o dipsiz kuyuda bilerek yok etmesidir.

İlişkiyi tamamen kesmenin mümkün olmadığı iş veya sosyal çevre gibi durumlarda ise, “kimsenin kimseye karışmadığı, herkesin kendi sınırında kaldığı” o güvenli mesafeyi inşa etmek ve narsisti kendi taktikleriyle etkisiz hale getirmek, kendi ruhunun hâkimi olarak dimdik ayakta kalmanın tek yoludur.

Çünkü bazı savaşlar karşımızdaki insanı değiştirmek için değil, kendimizi kaybetmemek için verilir.

Yasemin Kafadar

“Narsisti Kendi Aynasında Görmek” için bir yorum

  1. Harika bir tespit ve muazzam bir farkındalık yazısı olmuş Yasemin Hanım, kaleminize sağlık.
    Yazıda bahsettiğiniz “iyi niyet kredisi” tuzağı, maalesef bencil insanların en çok beslendiği alan. Sabretmeyi, alttan almayı bir erdem sanırken aslında karşı tarafın manipülasyon alanını genişlettiğimizi çok acı tecrübelerle öğreniyoruz.”Ben bir aynayım; sen bana ne gösterirsen, benden onu alırsın” duruşu ve sorumlulukları sahibine iade etme fikri, bu sarmaldan çıkmak isteyen herkes için adeta bir can simidi. Atalarımızın dediği gibi, sınır çizilmediği sürece o “değnek” her zaman sallanmaya devam ediyor.
    Kendimizi kaybetmemek için verdiğimiz bu savaşı ve kendi ruhumuzun hakimi olma mücadelesini bu kadar duru ve vurucu kelimelerle anlattığınız için teşekkürler. Yaşasın o güvenli mesafeler ve büyük uyanışlar!

Bir Cevap Yazın